0
[caption id="attachment_1648" align="alignleft" width="300" caption="Q7 Hakan Arslan"][/caption] Quaresma’ya taktım kafayı birkaç yazıdır, farkındasınız sanırım. Nedeni muğlak: Ligimize her yıl Q7 ayarında en az on oyuncu geldiği için, benimki kişisel saplantıdan başka bir şey değil. Q7 gider, Nani gelir. Benimkisi kapris, azıcık katlanıverin canım. Beşiktaş G.Birliği’ne yeniliyor, hedef tahtasında Q7 var. F.Bahçe Sivas’a yeniliyor, hedef tahtasında Aykut Kocaman. Bu nasıl iş, anlamadım gitti. “Yok canım, Carvalhal de aldı nasibini eleştirilerden” diyeceksiniz. Ne diye? Nesi eleştirildi? “Oyuncu değişikliği”nde hatalı oluşu ve “rotasyon” yapmayışı. Hep söylüyorum, “sistem” yerine, değişiklik üzerinden, oyuncunun maç performansı üzerinden yapılan teknik adam eleştirileri kolaycılıktan başka bir şey değil: Sezonun iniş çıkışlarını açıklamaktan uzak. “Rotasyon”a hiç girmeyelim, benim
0
[caption id="attachment_1639" align="alignleft" width="300" caption="Ali Ece"][/caption] Hep aynı şeyi yapıp farklı sonuç alacağını zannedene ne denir? Einstein’ın bu soruya cevabı herkesin malumu! Ama asıl deli ne Beşiktaş’ın futbolcuları ne de teknik direktörü. Asıl deli biz Beşiktaş’a gönül verenleriz çünkü halen bu takımın bizlere rahat maç izlettirmemeye yemin ettiğini farkında değiliz! Seremonide dahi Ernst’i görmek her zaman siyah-beyaz futbol yüreğini rahatlatır, heyecanlandırır. Hele hele Ernst gol attı mı, kendimiz atmış kadar seviniriz, ekstradan gururlanırız. Ama maalesef Beşiktaş bu sezon rakip kim olursa olsun öne geçer geçmez anlamsızca geri çekiliyor. Maçın bitimine 20 saniye kalmış gibi geri çekilince de ya Kiev maçının son anlarındaki gibi 20 saniyede 20 yıl yaşlanıyoruz ya da dün geceki gibi 2 ileri 4 geri kabuslar görüyoruz. Beşiktaşlı bir rahat maç izleyemiyor, o geri
[caption id="attachment_1493" align="alignleft" width="300" caption="Ali Ece"][/caption] Van’a yardım için sahaya attığımız kaşkollere sebep Beşiktaş’ı PFDK’ya sevk edenlere ne diyelim? ‘Allah hiçbirine deprem acısı vermesin!’ diyelim ‘insani büyüklük’ bizde kalsın! Dün gece sahaya çakmak vs atanlar da bir daha mümkünse Beşiktaş semtine gelmesin! Hakem kötü ama sahaya çakmak atmak daha da kötü. Ayrıca dünyada ne kadar adalet varsa maalesef hayatımızın metaforu olan futbolun hakemlerinde de en fazla o kadar var! Konuyu yaşamsal sorunlarımızdan açmışken aklıma geldi: Futbol, sorunlarımızı çözmüyor ama en azından 90 dakika sorunlarımızı unutmamızı sağlıyor. Ancak ilk yarıda Beşiktaş’ın orta sahada top yapamama sorunu, 45 dakikalığına diğer sorunlarımızı bile unutturdu! Eğer Fernandes ’90 dakika koşmuyor’ diye oynatılmıyorsa, en azından ’45 dakika topu
[caption id="attachment_1493" align="alignleft" width="300" caption="Ali Ece"][/caption] Büyük Beşiktaş’lı, Medyadaki gözümüz, Ali Ece Abimizin Akşam gazetesinde yazmış olduğu “Portekiz Üçlemesi” başlıklı yazısı: Ali Ece’nin Blog Sayfası Ali Ece’nin Twitter Sayfası Ali Ece’nin Facebook Sayfası Maçın adı büyük. Ancak taraftarlar ile birkaç oyuncuyu bir kenara bırakırsak ilk yarıdaki futbolun büyüklüğü çok tartışılır. Beşiktaş’ta Necip & Ernst ikilisi gibi modern futbolda geçer akçe olan defansif ve ofansif açıdan eşit ağırlıklı iki yönlü merkez orta saha yok. Ancak Galatasaray tarihinin en kötü orta sahasına sahip. Bu yüzden de ligde birkaç takım hariç neredeyse tüm takımlar karşısında en azından bir yenilgi aldılar zaten. Quaresma, Türkiye ligi standartlarına göre muazzam yeteneklerle bezenmiş bir futbol sanatı abidesi. Tıpkı Quaresma gibi Sporting
[caption id="attachment_1423" align="alignleft" width="300" caption="İnönü Nükleer Santrali !"][/caption] Sevdamızı kimseyle kıyaslamayacağız. Ne hangi “Çayır”ın sadece bir liraya el değiştirdiğini hatırlayacağız ne de bizim vergilerimizle stat yaptırıp sonra da övünenleri konuşacağız. Ne “devlet bize stat yapınca görün nasıl da alkışlayacağız” diyenleri ne de belediyesine stat yaptırıp kendini büyük sananları tartışacağız. Biz bu ülkenin tek semt takımıyız. Gücümüzü önce 108 yıllık maziden sonra da o semtten alırız. Ne paranızı istedik, ne de kredinize talip olduk. Ne avantadan arsa, arazi tahsisi dilekçesi verdik. Ne de kıyak inşaatlardan rant talep ettik. “Gözleriniz vardır görmez, kulağınız vardır duymaz.” Huuuuuuu… O stadın harcında biz varız. Müzesinde de anılarımız ve kurucularımız. O stadın açılışında ilk golü Süleyman (Seba) attığında ‘Dolmabahçe’yi ilk
[caption id="attachment_1371" align="alignleft" width="250" caption="Ali Ece"][/caption] Kiev sadece Gorki ustanın betimleyebileceği soğukta, ilk atağında golü attı. Haftalardır aynı hatalardan aynı golleri yeme acısını çeken Beşiktaşlı bünyeyi o anda daha da insafsız bir soğuk kesti. Yaşasa Gorki bile o ‘soğuk’luk hissini anlatamazdı! İnsanı ister istemez 8 yıl önceye götüren, Lucescu’nun paltosunu çıkartıp oyuncusunun sırtına örterek savuşturmaya çalıştığı türden bir soğuk! Beşiktaş’ın ilk pozisyonunu bulduğu 20. dakikada Bobo’nun bomboş Almeida’ya pas vermemesinin tam tersiydi ‘Luce’nin paltosu pozisyonu’! Ne de olsa Kiev’in nasıl alt edileceğini şu anda dünyada en iyi bilen kişi Lucescu. Ancak dün gecekine göre 10′da 1 bütçeyle kurulan 2003 model Beşiktaş’ın başındayken, dün gecekinin en az 5 misli güçlü olan Kiev’i elemeyi
[caption id="attachment_1157" align="alignleft" width="300" caption="Ricardo Quaresma"][/caption] Gelişi güzel bir orta için çok kullanıldığını gördük de, rabona ile “savunma arkasına” her anlamıyla “havalı” bir pas da atılmaz be abi… Çok garip bir takım oldu bizim Beşiktaş. Ayağının içiyle “üç metre öteye pas atmaktan aciz” adamlara giden top, aynı maç içinde ve onlarla aynı formayı giyen Quaresma ile de bulaşabiliyor. Kadro oluşturulurken belli bir standardın izlenmediği, hemen her maç karşımıza çıkıyor aslında… Mevkiler, oyuncular arasında kalite anlamında “siyah-beyazlar” yaşayan takımların, bana hitap etmediğini söyleyebilirim. Yani bir bölge 10 üzerinden 8’ken, bir başka bölge 4 bile değilse ortada bir sıkıntı vardır. Böyle bir takımın maç kazanması, tamamen bireysel keşiflere kalmış demektir… Zaten Beşiktaş’ın ilk yarı boyunca çektiği sıkıntının da sebebi
[caption id="attachment_1154" align="alignleft" width="300" caption="Portugal National Team BJK"][/caption] “Paraysa para, transferse transfer” sözleriyle başladı Beşiktaş 2010-2011 sezonuna.. Serdal Adalı nın yönetime girmesiyle birlikte, yıllardır yanlış yolda devam edilen transfer politikasıda tamamen değişmiş oldu.. İlk önce Schuster geldi.. Schusterin gelişi ile birlikte Quaresma nın Beşiktaş forması giymesi hızlandı. Quaresma sevincini bitirmemişken daha birde baktıkki Real Madrid den Guti transfer edilmiş.. Türkiye ‘ye takımları farklı bile olsa Bir transfer sezonunda 1 (Bir) den fazla yıldız futbolcu gelmemiş şimdiye kadar.. Üstelik bu transferler; Lincoln e, Kezman a, Guiza ya verilen ücretlerin yanından bile geçmeyecek kadar komik bir fiyat karşılığında yapıldı.. İlk yarının sona ermesiyle birlikte transfer sezonuda açıldı. Hiç kimsenin aklında dünyaca ünlü bir yıldızın gelmesi yokken birde
[caption id="attachment_1088" align="alignleft" width="300" caption="Anarchy"][/caption] 7 sene oldu. Koca 7 sene. 7 senedir istisnasız her maç küfür ettiler Beşiktaş’a. Ses etmedik. Ankaragücü, Bursa maçlarımız hariç cevap vermedik. Beşiktaş stadlarına gitti, tribün boyutunda şikeyle-şerefle ilgili pankartlar açtılar. Sustuk. Skorbordlarına ‘Jimnastik’ yazdılar. Yuttuk. Bursa’da 13-14 yaşında çocuğu Beşiktaş formasıyla yakaladılar, dövdüler; üstüne ‘ben o…. çocuğuyum’ dedirtip, videosunu paylaştılar kahkahalar eşliğinde. Sustuk. Bursa’da Beşiktaş forması giyiyor diye genç bir kızı saçlarından çekerek yerlerde sürüdüler, yutkunduk, yine sustuk. İnternette, maçta, gazetelerinde hatta tv’de tehdit ettiler; görmezden geldik. Bursa’ya yaklaşamazsınız dediler, bizimkiler efendi efendi gitti İnegöl’e maçını izledi, kimseye kışt demedi. Adana’da
