0
[caption id="attachment_1639" align="alignleft" width="300" caption="Ali Ece"][/caption] Hep aynı şeyi yapıp farklı sonuç alacağını zannedene ne denir? Einstein’ın bu soruya cevabı herkesin malumu! Ama asıl deli ne Beşiktaş’ın futbolcuları ne de teknik direktörü. Asıl deli biz Beşiktaş’a gönül verenleriz çünkü halen bu takımın bizlere rahat maç izlettirmemeye yemin ettiğini farkında değiliz! Seremonide dahi Ernst’i görmek her zaman siyah-beyaz futbol yüreğini rahatlatır, heyecanlandırır. Hele hele Ernst gol attı mı, kendimiz atmış kadar seviniriz, ekstradan gururlanırız. Ama maalesef Beşiktaş bu sezon rakip kim olursa olsun öne geçer geçmez anlamsızca geri çekiliyor. Maçın bitimine 20 saniye kalmış gibi geri çekilince de ya Kiev maçının son anlarındaki gibi 20 saniyede 20 yıl yaşlanıyoruz ya da dün geceki gibi 2 ileri 4 geri kabuslar görüyoruz. Beşiktaşlı bir rahat maç izleyemiyor, o geri
[caption id="attachment_1493" align="alignleft" width="300" caption="Ali Ece"][/caption] Van’a yardım için sahaya attığımız kaşkollere sebep Beşiktaş’ı PFDK’ya sevk edenlere ne diyelim? ‘Allah hiçbirine deprem acısı vermesin!’ diyelim ‘insani büyüklük’ bizde kalsın! Dün gece sahaya çakmak vs atanlar da bir daha mümkünse Beşiktaş semtine gelmesin! Hakem kötü ama sahaya çakmak atmak daha da kötü. Ayrıca dünyada ne kadar adalet varsa maalesef hayatımızın metaforu olan futbolun hakemlerinde de en fazla o kadar var! Konuyu yaşamsal sorunlarımızdan açmışken aklıma geldi: Futbol, sorunlarımızı çözmüyor ama en azından 90 dakika sorunlarımızı unutmamızı sağlıyor. Ancak ilk yarıda Beşiktaş’ın orta sahada top yapamama sorunu, 45 dakikalığına diğer sorunlarımızı bile unutturdu! Eğer Fernandes ’90 dakika koşmuyor’ diye oynatılmıyorsa, en azından ’45 dakika topu
[caption id="attachment_1371" align="alignleft" width="250" caption="Ali Ece"][/caption] Kiev sadece Gorki ustanın betimleyebileceği soğukta, ilk atağında golü attı. Haftalardır aynı hatalardan aynı golleri yeme acısını çeken Beşiktaşlı bünyeyi o anda daha da insafsız bir soğuk kesti. Yaşasa Gorki bile o ‘soğuk’luk hissini anlatamazdı! İnsanı ister istemez 8 yıl önceye götüren, Lucescu’nun paltosunu çıkartıp oyuncusunun sırtına örterek savuşturmaya çalıştığı türden bir soğuk! Beşiktaş’ın ilk pozisyonunu bulduğu 20. dakikada Bobo’nun bomboş Almeida’ya pas vermemesinin tam tersiydi ‘Luce’nin paltosu pozisyonu’! Ne de olsa Kiev’in nasıl alt edileceğini şu anda dünyada en iyi bilen kişi Lucescu. Ancak dün gecekine göre 10′da 1 bütçeyle kurulan 2003 model Beşiktaş’ın başındayken, dün gecekinin en az 5 misli güçlü olan Kiev’i elemeyi
[caption id="attachment_979" align="alignleft" width="225" caption="4-5-Q7"][/caption] Bobo, Nihat ve F.Tekke yok. Herhalde Schuster, taraftarın laçkalaşan sinirlerini düşündüğü için geriye kalan forvetlerden Holosko ve Nobre’yi aynı anda ilk 11′de sahaya sürmedi! Beşiktaş, Schuster’in geldiği günden beri ilk kez santrforsuz bir düzende 4-5-Q7 taktiğiyle sahada yer aldı. Beşiktaş, ilk 30 dakikada Guti’nin orkestra şefliği ve Quaresma’nın solo yetenek gösterileriyle bezeli iyi bir futbol sergiledi. Ancak 30′dan sonra Aurelio’nun Guti ve Ernst’e ayak uyduramayıp ‘ön stoper’-'gizli ön libero’ oynamakta ısrar etmesi sonucu Beşiktaş’ın metronomu bozuldu, yarı alandaki kolektif pres sekteye uğrayınca oyun dengelendi. SCHUSTER MİLNE GİBİ! Guti ve Q7 gibi futbol vezirleri, tüm hamlelerin belli bir oyun sistemine göre yapıldığı satrançvari futbolda maksimum fark
